Çamurla başlayan, hiç bitmeyen bir yolculuk

Bazı şeyler hayatımıza sonradan girmez.
Biz farkına varmadan, çocukluğumuzdan beri bizimle yürür.

Benim seramik hikâyem de böyle başladı.

Annem, bir dönem Türkiye’nin önemli porselen fabrikalarından biri olan İstanbul Porselen’de çalışıyordu. Çocukken zaman zaman onunla birlikte fabrikaya gider, porselenin üretimini izlerdim. Daha ne olduğunu tam olarak anlayamadığım yıllarda bile, üretimin ve desenin dünyası hayatıma yerleşmişti. Ortaokul yıllarımda bir süre İstanbul Porselen’in dekal bölümünde çalıştım. Ardından Kadıköy Kız Meslek Lisesi Resim Bölümü’nde sanat eğitimime devam ettim.

Sonrasında Sakarya Güzel Sanatlar Fakültesi Çini Onarımları Ana Sanat Dalı’nda eğitimimi sürdürdüm; Sakarya Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Geleneksel Türk Sanatları alanında tezli yüksek lisansımı tamamladım.

Seramik bölümünü seçmemiştim.
Ama çamur hiç elimden düşmedi.

Geleneksel sanatlar eğitimi bana desenin yalnızca bir süs olmadığını; bir dili, bir anlamı ve bir hikâyesi olduğunu öğretti. O günden sonra hangi sanat dalıyla uğraşırsam uğraşayım, desenin ve hikâyenin peşinden gitmeye başladım.

Yıllar içinde farklı yerlerde çalıştım, öğrettim ve ürettim. Küçük bir çalışma alanıyla başlayan atölye yolculuğum zamanla büyüdü ve bugün kendi atölyemde devam ediyor.

Ama benim için atölyenin büyüklüğü hiçbir zaman yalnızca mekânla ölçülmedi. Atölye; öğrencilerimle, çocuklarla ve yetişkinlerle paylaştığım, onların sorularından ve meraklarından benim de öğrendiğim, fikirlerimin ve hikâyelerimin çoğaldığı bir yer oldu.

Atölyem büyüdükçe yalnızca çalışma alanım değil, paylaştığım, öğrendiğim ve ürettiğim dünya da büyüdü.

Bugün bir yandan hayatın içinde yer bulacak, kullanılacak ve küçük bir hikâye taşıyacak seramikler üretiyor; bir yandan da araştırdığım konuların, duyguların ve soruların peşinden sanatsal çalışmalarımı sürdürüyorum.

İster bir fincan olsun, ister bir sergide yer alan bir çalışma; benim için önemli olan, ona kendi karakterini ve hikâyesini kazandırabilmek.

Bugün üretmeye devam ederken hedefim yalnızca daha çok üretmek değil. Atölyemi büyütmek, eğitmen olarak gelişmek, sanatçı olarak kendi dilimi daha da derinleştirmek ve ürettiklerimin benden sonra da bir iz bırakmasını istiyorum.

Bazen bu iz büyük bir sergide, bazen yıllar sonra hatırlanacak bir çalışmada, bazen de bir evde her gün kullanılan küçücük bir fincanda olabilir.

Çünkü her seramik, onu kullanan kişiyle tamamlanır.